Görüşler

Tuğhan Akbaşak

R.Sinan Akbaşak
İlk önce 'Tiyatro'yu tarif ederek başlamak istiyorum. Şöyle diyebileceğimi düşünüyorum, "Tiyatro insanın, insana, insanı anlatması". Yani, temelinde kavram insan ise tüm insani tepkiler ya da duygular bu anlatı ya da gösteri sanatının kapsamına giriyor. Sevdalar, hasretler, hırslar, kıskançlıklar, düşmanlıklar ve özlemler... Sahnede yapılması ya da yapılmaması kişi takdirine bırakılarak örnekleniyor. Öyle ilginç duygular ya da keyifler tadıyorsunuz ki, yaşamınızda hiç düşmanca duygular beslemediğiniz bir insana, sahnede nefret bakışları atabiliyorsunuz. Oynarken inanılmaz keyifler yakalayıp, seyredene bilgi, mutluluk ya da hüzün verebiliyorsunuz. Bunlar tarifi zor ama yaşanması muhteşem duygular.

Zaman zaman, yani tiyatro eğitimi almadan önce sahnenin çok kolay olduğunu, seven herkesin iyi şeyler yapabileceğini düşünüyordum. Daha sonra eğitim almaya başladığım zaman bu konuda öğrenilecek çok fazla şeyin olduğunu, insanı müthiş geliştirdiğini fark ettim. Öyle ki, sizin vereceğiniz şeyler tamamen kendi birikimleriniz. Yani kafanızda ne varsa, onu ortaya koyabilirsiniz. Dolayısıyla çok iyi bir alt yapı oluşturmalısınız. Tüm duyularınız ve gözlem yeteneğiniz üst düzey bir gelişim sağlamalı ve beyniniz her şeyi sorgulayabilmeli. Canlandıracağınız her rolün karakterini veya davranışın öncesine ya da sonrasına ait senaryoları oluşturabilmelisiniz. Örneğin aç bir insanın bakışlarını verebilmeniz için anında aç bir insanın öyküsünü oluşturup, kendinizi oraya oturtup, beyninizde o duyguyu oluşturmalısınız. Yani bunu karnınız tok iken de yapabilmelisiniz. Bu, tüm gösteriye konu olacak davranışlar için geçerlidir. Yani şöyle; hemen 1 metre önünüzde küçük ekran bir televizyon olduğunu düşünün, anladığınız, anlattığınız ya da hissettiğiniz tüm duyguların bu ekranda görüntüsünün oluştuğunu hissedin. İşte kendi ekranınızdaki bu görüntüleri, tüm duyu ve becerilerinizi katarak izleyiciye aktarabilmelisiniz. O zaman az önce dediğimiz gibi, duyu becerilerinizin çok üst düzey olması gerekiyor.

Şimdi size duyu kavramını anlatmak istiyorum. Ellerinizle görebilmelisiniz. Bu elinize aldığınız bir cismi tüm özelliklerini algılayabilmek gibi de olabilir. Elinizi sıktığınız bir insanın tüm duygularını yakalayabilmeniz de olur.

Kulaklarınızla da görebilmelisiniz. Size espri gibi gelen bu mantığı şöyle destekleyelim. Müziği görebilmelisiniz. Öyle ki, müzik size, yani kulaklarınız aracılığıyla durgun gökyüzünü, fırtınayı, sakin bir denizi ya da dalgaları, kuşları, hatta hiç ses çıkarmadan uçan kelebekleri size gösterebilmeli. Öyle ki, su içmenin bardağı ağzımızdan boşaltmak olarak değil de, yaşamın en keyifli ihtiyacı olduğunu düşünerek içtiğinizde boğazınızdan aşağıya hayatın aktığını hissetmelisiniz. Suyun sel olursa yıkabileceğini, bardağa girerse hayat olabileceğini düşünebilmelisiniz.

Sizlere tiyatro derslerimizden birindeki bir gözlemle ilgili ilginç bir örnek vermek istiyorum. Tiyatro hocam, birkaç ders üst üste bir çingene falcının davranışlarını irdeleme ve sergileme ödevini verdi. Önceleri çok anlayamadığımız bu ödevin sonunda falcının, tüm dış verilerimizle hayatımız arasında müthiş bağlantılar kurabildiğini gördük.

Örneğin şöyle düşünebiliyordu. Elleri yumuşak ve bakımlı, muhtemelen ağır işlerde çalışmıyor. Devlet memuru olabilir. Elinde yüzük var ve parmağına iz yapmış en az birkaç yıldır evli. Gömleğinin çok fazla yıkandığı belli. Muhtemelen orta gelir düzeyinde. Büyük bir olasılıkla kiracı ve ev sahibi olabilme hayalleri olabilir. Yakasında bir rozet var, falan spor kulübünün taraftarı. İşaret parmağında sararmışlık var, sigara içiyor, sağlık problemleri olabilir. Ayakkabılarının kenarında çamur ve toz izi var, muhtemelen şehrin kenar semtinde oturuyor ve arabası yok. Çantasının kenarında bir gazete görülüyor, iç sayfasında bir köşe yazısı üste gelecek şekilde katlanmış. O halde bir gazete okuyucusu, bir kupon biriktiricisi değil. Muhtemelen kültür yapısı da iyi, ve derken bu örnekler sürüp gidebilir.

Biz buradan falcının işini yapabilmesi ve başarılı olabilmesi için gözlem yeteneğini ve gözleme bağlı olarak yorum yeteneğini olabildiğince geliştirdiğini öğrendik. Hayatımızın her bölümünde bizlerin de gözlem ve gözleme dayalı yorum yeteneğimizi geliştirmemizi, bunun bize çok şeyler katacağını öğrendik. En önemlisi kendimizi gözleyip, irdeleyip, tanımayı öğrendik. Özetle bu inceleme ve eğitim bana şunları öğretti ki, herkese de öğre-tebilir. "Tiyatro bir felsefedir".

Tiyatro bir yaşam biçimidir. İnsanın içinde büyüyen, tutkuya dönüşen ve gelişim sınırlarını ortadan kaldıran bir olgudur. Tiyatro yaşamaktır. Yaşamak ve ciddiye almaktır...

Tuğhan AKBAŞAK Tiyatroterapinin ilk yardımcı yönetmenidir.
Bugün Bohum Üniversitesi'nde Kimya alanında doktorasını yapmaktadır.


İmge Yurttaş
Merhaba.. Ben, ailemizi anlatmadan önce bu aileye nasıl dâhil olduğumu ve kopamadığımı anlatmak istiyorum.. 6 senelik kurs ve konservatuar bünyesindeki bale eğitimime son verdiğimde ilkokul 6. sınıfın sonundaydım ve sanatsal etkinliklerimi sürdürmeye aktif olmaya son vermemi istemeyen ailemin desteğiyle -ki bu bunu hayatımı değiştiren büyük bir şans olarak görüyorum- annemin elimden tutup beni Sinan Amcanın yanına, vakıfa "öyleyse tiyatroya başla" diyip getirmesiyle bu aileye girdim.
O ilk günden sonra da asla ve asla kopmak istemedim ve kopmadım.. bugün insanlar aileme ve bana sosyal hayatım karakterim kişiliğim başarılarım eğitimim ve her türlü konuda iltifatlar söylüyorlarsa, bunları hak edebilmemi sağlayan en büyük etken ailemden sonra ,manevi ailem olan grubumuzun ve öncelikle de Sinan Amca sayesinde kendime kattıklarım ve kazandıklarımdır..Şimdi üniversite 4. Sınıftayım, buradaki 10.senem.. ilk geldiğim dönemden beri değişmeyen ilkeler ve bu sevgi temelini oluşturan bağlılık senelerdir aksamadan her gün daha da artarak var olmakta ve başta tüm bu güzelliğin bu harika var oluşun kurucusu yaratıcısı her şeyi olan kendinden çok bizi düşünen ve bu dünyada bir eşinin daha bulunamayacağına inandığımız Sinan Hoca'mız ve destekçilerimiz öğrencilerimiz velilerimiz sayesinde ayakta durmakta..ilkeler diyerek anlatmak istediğim şey şu: biz burada salt teknik sahne eğitimi almak ve ardından da klasik gösterilerden ibaret olmak, dizilerde oynayabilmek, insanların "madem tiyatro eğitimin var yap bir şeyler de güldür bizi " laflarına hazır bulunabilmek için var değiliz.. biz burada başta kendimizi geliştirmek hayatımızı var oluşumuzu kendimiz için değerli kılabilmek(emek vermek ve yaratıcı,üretken olmaktan bahsediyorum) ve öğrenmenin sınırının olmadığını bildiğimiz için , sadece tiyatro sanatını değil yaşama sanatını sevme sanatını dostluğu kardeşliği sorumluluk duygusunu hayatımızdaki maddi manevi değerleri birlik bütünlük içinde öğrenmek ve öğretmek için varız..biz tiyatro aşığıyız..çoğumuz küçük yaşlarda o sahneye hocamızın bize aşıladığı cesaret ve güvenle adımımızı attık o tozu yuttuk ve bir daha sahnenin kulisin tiyatronun büyüsünden kurtulamadık ve asla da kurtulmak istemediğimiz için buradayız..

Tiyatronun sadece tekniğini değil her yönünü iyisini kötüsünü kolayını zorunu içini dışını okuyarak merak ederek ,hocamızın ilkelerinden olan hazır bilgi sunmanın yerine gelişmemizde büyük önemi olan teknikle ,yani araştırarak uygulayarak keşfederek izleyerek tartışarak beyin fırtınası yaparak dinleyerek konuşarak kendimizi ifade etme konusunda gelişmek için çaba harcayarak hayal gücümüzü ufkumuzu genişleterek yaratıcı düşünceyi ön plana çıkararak cesurca kendimize güvenerek sunarak görerek göstererek paylaşarak deneyerek öğrenmek için varız.. bizi biz yapanın tercihlerimiz olduğunu düşünerek, kendimizi sadece okula gitmekle sınırlandırmayarak tiyatroyla dansla müzikle resimle fotoğrafla edebiyatla şiirle sinemayla da ilgilenerek ,özel günlerde annelerimizi babalarımızı unutmayarak bayramlarımızı hep birlikte coşkuyla kutlayarak geziler düzenleyerek gezerek görerek görmek için teşvik ederek destek vererek sosyal etkinliklere katılarak veya sosyal etkinlikler yaratarak geliştirmek için varız.. kendimizi geliştirmeye önem verdiğimiz kadar birlikte olduklarımıza ve onların da gelişmelerine önem vererek küçüğümüz büyüğümüz herkes için her şeyimizi paylaşarak birlikte büyümek ve öğrenmek için varız..biz burada grubumuzdaki insanları rakip olarak görmek ve bir yarışta gibi olmak için değil onları destekleyerek bahsettiğim paylaşımı gerçekleştirerek ama bir yandan da tek rakibimizi kendimiz olarak görerek kendimizle bir yarış içinde olmak için varız.. bir nevi bu paylaşım ve sevgi ortamında sınıflanma ve gruplara ayrılmak bir yana küçük büyük kavramını bile ortadan kaldırmak için varız..ayrıca bu bağlamda ailemize her girenin hem bireysel olarak hem de kendimiz için değerinin öneminin farkındayız, büyüklerimizden de küçüklerimizden de öğrenecek çok şeyin olduğunun bilincindeyiz.. biz burada maddi bir çıkar içinde değiliz, manevi bir paylaşım içindeyiz.. değerli Sinan Hocamız,tiyatromuzun direği, olmazsa olmazı, bugüne kadar bize her konuda destek oldu ve bu günlere getirdi ve geleceğe de götürecek biliyoruz çünkü o bir eğitim aşığı o bizim hem hayat hocamız hem babamız her şeyimiz.. elinden gelenin de fazlasını yapmak için uğraşan bize bu ortamı senelerdir hazırlayan ve tüm bu güzellikleri bize aşılayan öğreten hocamız sayesinde bugün bvsm toyat ve çoget olarak varız..biz bunları gerçekleştirebiliyorsak, hem kendimizi geliştirebiliyor hem de başkalarının gelişimine yardımcı olabiliyorsak, aramıza her katılanın bir daha kopamayacağı bir ortam oluşturabilmiş ve onlara faydalı olabiliyorsak tiyatronun t sini bilmeyeni olsun bileni göreni olsun küçüklerimize büyüklerimize bu güne kadar sergilenen oyunlarda olduğu gibi ,maddi çıkarımız olmadan, tek istediğimizin insanları beykozu ve diğer yerleri tiyatroyla tanıştırmak onlara güzel şeyler sunmak ve bu sanatın güzelliğini aşılamak olması sonucu ,imkanlar yaratıp gelemeyene gidip göremeyene gösterip bunun karşılığını da oyun sonrası sahneye çıkardığımız ve onlardan biri olduğumuzu gösterip aralarına girip birlikte dans ettiğimiz eğlendiğimiz mutluluğu sevinci paylaştığımız anlarda yüzlerinde gülümseme ve mutluluk duygusunu görerek alabiliyorsak ne mutlu bize..

Sinan Hocamız bunu büyük emeklerle başarırken bize de başarmanın yollarını öğretmekte,ve biz de bunu bu güne kadar hocamızın bize sundukları ve öğrettikleriyle gösterdiği yoldan giderek başarabildik ve hayatımız boyunca da başarmak için elimizden geleni yapacağız.. çünkü bence bundan daha güzel bir şey daha olamaz, çünkü bence anlamlı yaşamak budur. . işte biz böyle varız ve hem hocamız R. Sinan Akbaşak hem ailelerimiz hem de kendi isteğimiz ve çabalarımız sayesinde burada olduğumuz için çok mutlu gururluyuz ve bu mutluluğu aramıza katılıp duymak görmek yaşamak isteyen bizden biri olmak isteyen herkese de kapılarımızı sonuna kadar açık tutuyoruz..

Bu gün İmge Yurttaş İstanbul Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi ve Çocuk tiyatrosunda Eğitimci ve yardımcı yönetmenidir

Emir Caynak
Tüm hikâye benim BVSM* Tiyatrosu'nun ilk oyununu (Barış Gezegeni) izlememle başladı. Bir oyunun hayatımı bu denli değiştirebileceğini kim tahmin ederdi? Yeni bir hayatın, yeni bir ailenin ferdi olmak için tek engelim kalmıştı artık; ailemi ikna edip sekreterlikten kaydımı yaptırmak. Aile dünden razı idi fakat ne yaptıysam ne ettiysem maalesef o zaman ki sekreterimizi yaşımın yeterli olduğuna ikna edememiştim. Kim bilir belki de önüme çıkan bu set beni daha da bağlamıştı tiyatroya.

Günler birbirini kovaladı derken aylar geçti benim içimde ki arzuda en ufak bir azalma olmadı aksine ulaşılamayana ulaşma güdüsü daha da güçlendirdi bu arzumu. A o da ne bir bakmışım ki takvim 1 Mayıs 2002'yi gösteriyor. Beklenen an gelmişti. Artık tiyatroyla aramda ki tüm engeller kalkmış, sekreter bekliyordu adeta beni. Hemen gittim kaydımı yaptırdım ve o içi sonsuz sevgiyle dolu insanlarla tanıştım. Bizi aradan geçen yıllara inat hala yalnız bırakmayan o insanların önünde saygı ile eğiliyorum. Onların yanında büyüdüm, onlarla olgunlaştım, onlardı bana ikinci annelik ve babalık yapanlar.

İlk iki paragraftan da anlaşılacağı gibi, BVSM Tiyatrosu "Hadi oyun yapalım, iki replik ezberleyelim insanlara tiyatro yapalım" misyonuna sahip olmadı hiç. Yaptığımız şey kendimizi geliştirip birer medeni bireyler olmak. Sabahları el yüz yıkamadan, bir gazete okumadan duramayan insanlar haline geldik. Tüm topluluk adına bu denli konuşabiliyor isem de aramızda bir aile samimiyeti olduğundandır. Sinan Hocamız, çocuklarını ne olursa olsun(!) bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeyi düşünmeyi aklından geçirmeyen, her birimizle bir bir ilgilenip gelişimlerimizi takip eden bir Genel Sanat Yönetmeninden ziyade bizim babamız oldu her zaman.

Biz burada ne mi yapıyoruz? Biz burada çeşitli paylaşımlarda bulunuyoruz. Bir şey öğrendiğimiz gibi hocamıza olsun arkadaşlarımıza olsun üstünlük gözetmeksizin paylaşıyoruz. Hocamız da kendi konservatuar olsun diğer çeşitli yerlerde edindiği deneyimler olsun bizimle paylaşıyor. Bizim böyle iyi bireyler olmamızı da hepimizin erişebildiği ortak tecrübeye borçluyuz.

Size tipik bir çalışmamızı anlatayım; Çalışma önce selamlaşma ile başlar. Geldiğimizde hocamıza sarılır öper, selam verir, yakın zamanda başımızdan geçenleri şöyle bir anlatırız. Ders saati geldiğinde salona girer, okul öğrenciliği tabularını yıkıp kuralları zorunlu olduğumuz için değil, gerekli olduğunu bildiğimiz için uygularız. Her kelimesinden bir şeyler alır, tecrübelerimize tecrübe katar, bir çeşit kişisel gelişim dersi edasıyla geçer ilk dersimiz. Kısa bir ara konsantrenin bozulmaması, bazı zorunlu ihtiyaçlar, yemek vs sebebi ile. Ardından sahne çalışmaları başlar. Nedir sahne çalışmaları? Perdeleme çalışması, heykel çalışması, görüntü yorumlama vb. gibi eğlenirken fark ettirmeden de öğreten çeşitli çalışmalardır sahne çalışmalarımız.

Ben ne öğrendim? Öncelikle gözlem yapmayı öğrendim. Kontrol edemediğim bir şekilde insanları bir bakışta anlar hale geldim. Hakkımda ne düşündüklerini doğruyu yalanı ayırt etmeyi öğrendim. Kulaklarımla görmeyi öğrendim. Artık seslerle daha çok ilgilenebiliyorum. Duymak istediklerimi duyuyor, duymak istemediklerimi duymuyorum. İyi iletişim nasıl kurulur bunu öğrendim, birbirimizle olan sürekli o kopmayan iletişimimizden. Sesimi kullanmayı öğrendim, iyi bir konuşmada nasıl vurgu yapacağımı nerelerde bağıracağımı nerelerde kısık sesle konuşmam gerektiği öğrendim. Çocukla çocuk olmayı, kimi zaman çocuk gibi ortalarda koşturup dans etmeyi unutmadım. İçimdeki çocuğu öldürmemeyi öğretti bana bu tiyatro. Aynı zamanda bir iş görüşmesi ciddiyetini de kazandırdı bana. Artık istediğim zaman ciddi gerektiği zaman çocuk olabilme yetisine sahibim. Ama her şeyden öte bir şey var ki onu hiçbir şeye değişmem. Ben burada gerçek dostluğu, kardeşliği öğrendim. Dışarıda rol yapan kendini dost diye yutturmaya çalışan insanları ayıklamayı biliyorum artık. Daha önemli bir şey olabilir mi şu dünyada.

Kapalı bir kutuyum, almıyorum herkesi hayatıma ama kapımdan bir girenler bir daha çıkmaz oldu kutumdan. Sürekli bu insanlarlayım. Dedim ya; biz bir aileyiz diye. Bu ailenin bir ömür boyu hatta ve hatta nesiller boyu sürmesi dileğiyle diyerek bir alıntı ile sonlandırıyor yazısını Emir Caynak.

"Evet arkadaş.. Kim olduğumu ne olduğumu.. Nerden gelip nereye gittiğimi sen öğrettin bana.. Elimden tutup karanlıktan aydınlığa sen çıkardın.. Bana yürümeyi öğrettin.. Elele ve daima ileriye.. Birgün.. Birgün birbirimizden ayrı düşsek bile biliyorum hiçbir zaman ayrı değil yollarımız.. Ve aynı yolda yürüdükçe gün gelir yine ellerimiz dostça birleşir.. Ayrılsak bile kopamayız.."

Emir Caynak Bu gün Kocaeli Üniversitesi kimya mühendisliği 4.sınıf öğrencisi

Yeda Özkan
Biz kimiz? Yüreğindeki tüm çiçekleri bize koparmış,bize toplamış bir bahçıvanın geleceğe dair yetiştirdiği en güzel,en nadide çiçekleriz...Yaşıtlarımızdan,çevremizdeki tiyatro çalışması yapan arkadaşlarımızdan biraz daha farklıyız.Elimize tutuşturulan bir metinle yada katı kurallarla bir şeyler öğrenmiyoruz.Bir metni yada ödevi kendi çabalarımızla bulmayı öğrenip,sahneye çıktığımızda içimizden geldiği gibi davranıyoruz.''İçimizden geldiği gibi'' demenin bir sınırı yok mu?Var tabi.Ama bu sınırlar bizi incitmiyor,korkutmuyor aksine yüceltiyor,güven temelleri attırıyor.

Bir çok kişi tiyatroya gittiğimizi duyunca şunları söyler:'Ya bu kadar zamandır tiyatroya gidiyorsun hala seni bir dizide vs. göremedik .Ya da bir ortamda:''Sen tiyatroya gidiyordun bize bir şeyler yap da gülelim''... sözleri bizi pek ilgilendirmez.Bizi bir dizide görüp bak bu o dizideki kız yada erkek demeleri değil,bizi zor koşullarda oyun izleyen çocuklara oyun oynamak,onları oyundan sonra sahneye alıp bizim ulaşılmaz biri olmadığımızı göstermek ilgilendirir.Her zaman bize öğütlenen de budur.Ders aralarında kendimizden küçük yaştaki arkadaşlarla kaynaşmak,sohbet etmek,onları dinlemek,onlara ablalık-abilik yapmaktır.'Çömez' denilen kavram yoktur bizde.Bizde küçük olmuşuzdur onlarla,onlarda büyüyecektir bizlerle...Sahneye çıktığımızda rahatlamamız bundandır belki de.Etrafta bizi ezecek,sen küçüksün yapamazsın diyecek,rakip gözüyle bakacak kimse yoktur.Her gelen bu güzel bahçeye dahil olmuş yeni,güzel kokulu bir çiçektir.Diğer çiçekler onun güzelliğini,kokusunu kıskanmazlar.Boyunlarını bükmelerini,yapraklarını dökmelerini sağlayacak bir ayırım yapılmaz.Bu sayede farklarının farkına varırlar.Bu onlara bahçıvanları ve bulundukları toprak tarafından her zaman hissettirilir.Buna kendimi örnek vermek isterim.Uzun yıllar oldu bu bahçeye adım atalı...

Sinan hocamın yanına geldiğimde sekizinci sınıftaydım.Çekingen ve dik durmayı beceremeyen bir genç kız adayıydım.Isındıkça,sevildiğimi anladıkça,yanlış yaptığımda bunun kötü bir şey olmadığı yanlış yapmadan doğrunun bulunamayacağı gösterildikçe,çekingenlik adı altında giydiğim zırhı çıkardım önce.Sonra hocamın ve arkadaşlarımın 'dik dur,dik durmalısın,dik durmazsan sopa bağlayacağız sırtına:)' yol gösterişleri.Sopa bağlamadılar tabi ama bağlasalar da bu benim iyiliğim için olacaktı.Bir süre sonra hocamı,arkadaşlarımı gördükçe dik durmaya alıştım zaten.Arada yine kaçamak yapıp omuzlarımı düşürüyorum galiba:))Ama hocamı görmek yetiyor:))Evet ben bir oyun hamuruydum o yaşlarda.Herkesten bir şeyler görüp şekil verebilirdim kendime.Ama yolum bu sahne şekil verenim Sinan Hoca oldu.Yaşıtlarıma göre çok şanslıyım benim hamur ustam bana en güzel şekli verdi.Küçücükken büyüdüm,şeklimi korumaya çalıştım ve Yeda ablası oldum cumartesi gelen çiçeklerin:)

Biz hala kim miyiz? Biz bir aileyiz.Terlediğimizde bize:'Aman dışarı çıkmayın,beş dakika teriniz soğusun' diyen.Gittiğimiz gezilerde gece uyuyamadığımızda 'Hocam,Nurten teyzem korkuyoruz' dediğimizde bütün gece başımızda bekleyen bir babamız.Ve devamlı her yerde bizimle bulunan,bizden çok çaba sarf eden, 10 parmaklarında 10'dan fazla marifet bulunan perşembe annelerimiz var:))

Bizler geleceğe dair planları hiç tükenmeyen,hep ileri koşan,kopyalamayan üreten,insanlara hep terapist olmaya çalışan,sahneyi amaç değil araç olarak kullanan,mutlu olmaya ve mutlu etmeye değer verenleriz...

Bizler içimizdeki çoçuğu hiç büyütmeyerek ama kendimizi büyüterek bu yolda ilerleyecek tiyatro oyuncusu adaylarıyız.Sahnemiz ve yüreğimiz sizlere hep açık.Işığımızın hiç sönmemesi dileğiyle... Çiçekler sevildikçe büyüyemeye devam ediyor...
Sevgiler

Yeda Özkan Bugün çocuk tiyatrosunda Eğitmen ve Yardımcı yönetmen ve Beykoz lmyo halkla ilişkiler ve tanıtım son sınıf öğrencisidir.

Sena Güngör
Burası öyle bir ortam ki,aile ortamındaki sevgiyi ve sıcaklığın aynısını hissediyordunuz.İlk geldiğim günü hatırladım şimdi...Ben ilk olarak 23 Nisan günü gelmiştim.Herkes yabancıydı ve birden bir adam karşımda beliri verdi.Sende kimsin? dedi. "Ben Sena" dedim ürkerek. Hemen koltuğunun altına aldı. Bir hocanın öğrencilerine bu kadar sıcak davrandığını ilk kez görmüştüm ve şaşırmıştım.

Biz burada sevgimizi paylaştıkça o tekrar bize sevgi olarak geri dönüyor.Yaptığımız heykel çalışmaları, hayal gücümüzü geliştiriyor, sahnede gülmemiz geldiği zaman bunu kolayca halledebiliyorken engellenemeyecek gibi düşündüğümüz ve kolayca bunu yendiğimiz bir çalışma. Bunlar gibi yaptığımız bir çok çalışmalar hem tiyatro sahnesinde hem de gerçek hayattaki sahnede de bize yardımcı oluyor.

Yaptığımız gezilerinde hepsinde ayrı bir yer,ayrı bir anı... Bir evde 20 kişi kaldığımız ve sabaha kadar oturduğumuz zamanlar oldu.Ayrıca tekne gezileri ve daha birçok geziler..Hepsi de birbirinden güzeldi.Birde gezilerde bizleri yalnız bırakmayan ve bütün ihtiyaçlarımızda bize destek olan (Perşembe Anneleri),başta Nurten teyzemiz olmak üzere hepsi bize yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda ya Beykoz Vakfı hiç gitmeseydim diye soruyorum.Hayatıma dair bana kattığı değerlerin farkına varınca bu sorunun cevabını alıyorum.Cümlenin sonunu getirdim ama bir örnek vermek istiyorum.Sinan hoca ve birkaç arkadaşla birlikte Akbabaya ıhlamur toplamaya gitmiştik.Sonra ağaçların arasında bir keşif yapalım diye dolanırken elime Sinan hocanın fotoğraf makinesini aldım ve Sinan hocanın gösterdiği birkaç teknik bilgiden sonra fotoğraf çekmeye başladım. Daha sonra fotoğraflara baktığımızda fena fotoğraf çekmediğimi keşfettim. O gün Sinan hoca bize yapraklardan taç yapacaktı.Bizde yaprak toplamaya başladık ama ben bir türlü yapraklara uzanamıyordum ve hocadan yardım istedim.Fakat Sınan hoca yerinden bile kalmadı. Çok ısrar ettiysem de 'kendin başarıp onu alabilirsin, tekrar dene' dedi ve en sonunda başardım.'Gördün mü istemen yeterli çabalayınca başarırsın' dedi . Daha hayatıma kattığı güzel şeyleri anlatmam için çok örnek var.Sadece bir örnekle bana kattıklarını anlatamam ne kadar yeterli oldu bilmiyorum . Çünkü bir gün içinde hayatıma kattığı şeyleri yazdım. Bu örnekle umarım kendimi iyi anlatabilmişimdir. Her şey için çok sağ olun Hocam..

Sena Güngör Bu gün Çamlıca kız lisesini bitirdi ve üniversite tercih aşamasında.

Ayşenur Ertan
BİZ BİR AİLEYİZ HAYATI ÖĞRENİYORUZ...
Benim bu tiyatroya geçmişim yaklaşık 7 sene önce başladı...Annem bir gün büyük bir sevinçle yanıma gelip seni tiyatroya yazdırdım bundan sora yepyeni bir çevren ve arkadaşların olacak senin için bir dönüm noktası olacak bu dedi.Annem bu büyük sevincine karşın ben büyük bir şoka uğramıştım.Benim gibi insanlarla ilişki kurmasını beceremeyen insanlardan kaçan biri onca insanın arasında işim neydi?Günlerce kendime bu soruları sorup bir kaçış yolu arasam da kaçış yoktu sonunda isteksiz bir biçimde o gün oraya gittim.Karşıma ilk çıkan kişi koca göbekli sinirli bir adamdı.Kendi kendime 'bak haklıymışım!' dedim.

Daha sonra o salona girdim.İlk hissetiğim şey küf kokusu oldu:))) ve daha sonra o hiç çıkmak istemediğim sahneye çıktım.O merdivenleri çıkarken neler hissettiğimi bilemezsiniz sanki ömrümden ömür gitmişti:) ve sonunda başarmıştım sahnedeydim,sanki farklı bir dünyadaydım 5 dakika önce gördüğüm insanlar değildi sanki bana bakanlar.Fark ettirmemeye çalışsam da beni de bu büyülü dünya etkilemiş olacak ki 45 dakika boyunca sadece ismimi söylemek için bütün salonu beklettim:)Ama karşımdan benden daha inatçı biri vardı benim duvarlarımı yıkmaya kararlıydı.O an benim için sıradan bir öğretmen olan o kişinin yıllar sonra babam kadar değerli olacağını nereden bilebilirdim ki....

Evet sonunda başarmıştık benim gibi bir kızdan çenesi düşün bir kız ortaya çıkarmıştık:))Öylesine inanılmaz bir sevgi verilmişti Sinan hocam bana şimdi bile düşündüğümde hala inanamıyorum.

Bizlerle gerçekten bir baba gibi ilgilenen bir ikinci babam vardı artık...Biz orada insanların düşündüğü gibi çıkıp taklit yaparak öylesine zaman geçirmek için bir şeyler yapmıyoruz. Hazırladığımız oyunları insanlarla paylaşmak için çıktığımız turnelerde yaptıklarımızı hayatım boyunca unutamam...Bir evde 15-20 kişi bir arada kalıp sabah kocaman bir aile olarak kahvaltımızı etmiştik...Yaptığımız o tekne ve deniz gezileri.Bizimle anne babamız kadar ilgilenen bir Sinan hocamız ve Nurten teyzemiz vardı bizim.Hele o ders stresinden kurtulmak için gittiğimiz otel gezimiz...Yolda giderken ayrı bir eğlence orada ayrı bir eğlence.Saatlerce yüzüp, eğlenip sora odalarımıza çıkıp sabaha kadar oturduğumuz o gün...Biz gerçek bir aileyiz kimsenin kolay kolay sahip olamayacağı büyüklerin küçükleri kardeşleri gibi görüp sahip çıktığı,üzüntülerin sevinçlerin hep birlikte yaşandığı kocaman bir aile...

Bizim ailemizde kimse yeteneklerine göre ayrılmadan herkese o büyülü dünyayı tatması için şans veriliyor.Bizlerin yaptığı oyunlarda hem bizler kendimize birçok şey katıp öğreniyoruz hem de bu zevki başkalarına da yaşatmaya çalışıyoruz.Tiyatro kültürünün fazla bilinmediği bu küçük kendi halinde yerde bu kültürü,bu güzelliği insanlara yaşatmak için başta Sinan hocamız olmak üzere büyük bir emek harcıyoruz...Bizim ailemizde geleceğe emin adımlarla ilerleyen gençler yetişiyor.

Ayşenur Ertan Bugün 12. sınıfta ( Üsküdar Cumhuriyet lisesi) ve her yıl takdirle geçen bir öğrenci

Hazal Çelik
www.tiyatroterapi.com sitesini gezen ya da yolu Beykoz Vakfı'na düşenler, Beykoz Vakfı Sanat Merkezi'nin tiyatro okulu olduğunu düşünebilirler. Tabii ki biz burada oyunculuğa yönelik çalışmalar yapıyoruz. Ancak bizim, o bildiğiniz basit tiyatro kurslarından çok farkımız var.

Bizler "Hayat da bir sahnedir." diyor ve sahnede öğrendiklerimizi hayatımıza uyarlıyoruz. Yaptığımız hiçbir çalışma kapıdan çıktıktan sonra niteliğini yitirmiyor. En basitinden örnek vereyim : Ben ve benim gibi hızlı konuşup, güzel bir Türkçe kullanmak isteyen arkadaşlar, bir çalışma yaparak, sahnede ve günlük yaşantımızda düzgün konuşmayı öğreniyoruz.

Başka bir örnek vereyim : Sahnede değişik kompozisyonlar oluşturuyoruz(fotoğraf çalışması gibi) ve bunları diğer arkadaşlarımız yorumluyor. Böylece yorum yapma yeteneğimizi geliştiriyoruz.

Hayal gücümüzü geliştiren çalışmalarla yaratıcı düşünmeyi öğreniyoruz. Yani biz çıkıp taklit yapmıyoruz. Aksine bir şeyler yaratıyoruz. Çünkü tiyatro demek taklit demek değildir. Çok iyi taklit yapıyor olabilirsiniz ama bu çok iyi bir oyuncu olduğunuz anlamına gelmez.

Pek çok arkadaşımız sahneye ilk çıktığında konuşmaya bile çekiniyordu. Yavaş yavaş sahneye alıştılar. Yeteneği olmadığını düşünen pek çok arkadaş, çalışarak, gayret ederek gayet yetenekli birer oyuncu oldular. Yani tiyatro sadece yetenek işi de değildir. Hepimizin içinde bir yetenek vardır. Bu yeteneği ortaya çıkarmak ve çalışmaktır, önemli olan.

Bir önemli nokta da, biz burada öyle güzel arkadaşlıklar kuruyoruz ki, hiçbirimiz birbirimizden kopamıyoruz. Tıpkı bir aile gibiyiz. Bir baba ve çocuğu gibi...Bir abla/ağabey ve kardeşi gibi... Bu sayede çok sıcak bir ortamda hem öğreniyor hem eğleniyoruz.

Çeşitli kültür etkinliklerine katılıyoruz. Başka sahnelerde oynanan oyunları izliyor, sonra çalışmalarımızda bu oyunları tartışıyoruz. Geziler düzenleyip eğleniyoruz. Özel günlerde yine bir arada oluyoruz. Anneler Günü' nde annelerimizi çağırıp, onlara çiçek veriyoruz ve onları ne kadar çok sevdiğimizi söylüyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı' nda kıyafet balosu yapıyoruz ve kıyafetlerimizi profesyonel yardım almadan kendimiz dikiyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı' nı meşalemizi yakıp, en güzel şekilde kutluyoruz.27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü' nde özel gösteriler hazırlıyoruz. Hocamızın doğum günlerinde ya da arkadaşlarımızın doğum günlerinde yine bir arada oluyoruz, hep beraber kutluyoruz.

Gelelim Beykoz Vakfı Tiyatrosu'nun benim hayatıma kazandırdıklarına... Ben küçük yaşlarımdan beri burada olduğum için, tiyatro bana göre hayatımın en büyük ihtiyacı.Su içmek gibi,uyumak gibi... Buradan uzak kaldığım iki yıl boyunca kendimi boşlukta hissetmemin en büyük nedeni de buydu. Yukarıda bahsettiğim çalışmalarla pek çok şey kazandım. Yorum yapabilmek, güzel ve düzgün konuşmak, yaratıcı düşünebilmek, öğrenmeyi öğrenmek gibi. Bunlar hayatımın en büyük kazanımları.

Peki biz başkalarına neler kazandırıyoruz? Bizler, hayatında hiç tiyatroya gitmemiş olan çocukları, tiyatroyla tanıştırdık. Oyun bittiğinde hiçbirine "Haydi eyvallah" demedik. Alıp sahneye çıkardık. Onlarla dans ettiğimizde ne kadar mutlu olduklarına tanık olduk. Onlara, bizlerin de onlardan biri olduğunu gösterdik. Dans ederken çekilen fotoğraflar, okullarını süsledi.

Eskiden Perşembe 18.00 ile 20.00 arasında yapılan çalışmalara çocuklarını kendileri getirip götüren anneler, çok iyi birer arkadaş oldular. Bu yüzden hocamız onlara "Perşembe Anneleri" adını taktı ve "Perşembe Anneleri" her zaman yanımızda oldular. İyi günümüzde de, kötü günümüzde de.. Sadece Perşembe Anneleri'ne değil, diğer anneler ve babalara da kazandırdığımız pek çok şey oldu. En büyüğü de onlara verdiğimiz mutluluktu. Çocuklarının kendilerine güven kazanmaları ve böylece hayata bir adım önde başlamaları, ebeveynleri en mutlu eden şeydi.

Bilir misiniz, Onçeşmeler ile ilgili bir rivayet vardır. Onçeşmeler' in suyundan içen, döner dolaşır yine Beykoz'a gelirmiş. Beykoz Vakfı da bizim için öyle... Sahnenin tozunu bir kere yutan, döner dolaşır yine buraya gelir. Fakat bu bir rivayet değil.

Hazal Çelik bu yıl liseyi takdirle bitirdi (Beylerbeyi Hacı Sabancı lisesi) ve üniversite tercihleriyle uğraşıyor.

Hülya Ertan - (Öğrenci Velisi)
Merhaba Ben Hülya Ertan. Aslında yazılabilecek o kadar çok şey var ki toparlayıp ne kadarını dile getirebilirim bilmiyorum. Kızımı ilk kayıt ettirdiğimde tiyatronun beni de bu kadar içine çekeceğini çocuklar gibi orayı özleyeceğimi hiç düşünmemiştim. Neticede benim için çok yabancı bir şehir yabancı insanlardı buradaki ailem olacaklarını hiç düşünmemiştim.. Bu arada unutmadan Hocayı ilk gördüğümde çocuğum için doğru bir karar aldığımı anlamıştım. Sevginin sahtekarlığı olmuyor. Çocukları hemen kolunun altına alıp sevgiyle bakan gözler işte bunlar sahte olamazdı ve doğru yerdeydik ( eşim başlarda her ne kadar kızmış olsa da ) biz doğru yerdeydik.

Yaptığımız turnelerde aynı odaları paylaşabilecek kadar eğlenilen, oyunların ardından yenilen yemekler kadar doyulan,oyunların ardından yapılan danslarla öğrenci-veli ayrımı kalmayan bir başka eğitim yeri yoktur diye düşünüyorum. Vakti dolsun diye bekleyen ''ben işimi yapıyorum siz ne anlarsınız diyen saatinden bir dk sonrasını düşünmeyen '' bir eğitimci anlayışında olmayan bir adam. Çocuklarımızı bizden daha çok düşünüp ''üşürler mi, terlerler mi, hasta olurlar mı'' diye düşünüp bütün önlemleri alan çocuklarımızın büyüdüğünü bizlerden daha önce gören bir terslik olduğunu fark edip bizi uyaran ( kızımı göz doktoruna götürmem gerektiğini bakışlarının normal olmadığını ben fark edip rahatsızlığı ilerlemeden bir kaç yıl gözlük kullanmasını sağlayıp gözlüğü nasıl kullanması gerektiğini öğreterek ) onların her şeyiyle yakından ilgilenen bir aile büyüğümüz var. Çocuklarımız kadar bizlerde çok şanslıyız.

Biz kimiz? Biz ne yapıyoruz? Biz bir aileyiz hem de kocaman bir aile. Aramıza yeni katılanlarıyla farklı nedenlerle şu anda aramızda (onlar her zaman bizimle ) olamayanlarla sevgiyi,saygıyı,hoşgörüyü,paylaşımı ve bir çok güzelliği yaşadığımız çooooooooooooooooook büyük bir aileyiz.Bizlere kan bağı olmadan da aile olmayı öğrettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Başta da söylediğim gibi çok şey yaşayıp toparlayıp yazması bana göre zor umarım okuyanlar ne demek istediğimi anlayabilir.

Suna Kasaroğlu - (Öğrenci Velisi)
Kızım Sena'yı tiyatro kursuna yazdırdığım gün hayatımın son "sıradan" günüydü. O anda kızımla hayatımızın bu kadar değişeceği aklıma bile gelmezdi. O günden sonra zaman geçtikçe oradaki samimi ve sıcak atmosfer bizi büyülemişti.

Kızım Sena'nın anne-babasının ayrı olmasından kaynaklanan ( kişiliğini tam oluşturma çağında) kişiliğini nasıl oluşturacağına karar verememesi ve yaşıtlarından daha içe kapanık,uysal bir yapısı oluşmaya başlamıştı. Tiyatroya gittiği ilk günden itibaren gözle görülür bir şekilde farklılıklar gözlemlemeye başladım. Sanki oradaki ortam o kadar sihirliydi ki; herkesi büyü çemberinin içine almıştı. Bu sihirli ortamı oluşturmaktaki tek ve en büyük etken Sinan hocamızdı.

Bir veli gözüyle hocamızı anlatmam gerekirse; herkese yetebilecek kadar büyük bir yüreği olan,her çocuğun yaralarını sarabilecek şefkate sahip,her çocuğun karakterindeki olumsuz özellikleri büyük bir titizlikle analiz edip, düzeltebilecek hoşgörüyü barındıran bir yapıya sahiptir.

Sadece çocuklarını tiyatroya götürüp getiren velilerden ziyade biz kendi aramızda bağları çok güçlü dostluklar kurduk. Kızım Sena'yı tiyatroya götürürken içimde; dostlarımla geçirebileceğim hoşça vakitlerin heyecanı vardı. Bu ortamı da sağlayan en başta tiyatro hocamızın eşi Nurten hanımdı. O çok mükemmel bir eş, anne ve son derece samimi içten bir arkadaştı. Hep beraber olmaktan o kadar mutluyduk ki,birbirimizle yardımlaşmak için adeta yarışıyorduk. En az bizim kadar çocuklarımızda mutluydu ki bunu herhangi biri bile çocuklarımızın gözlerinin içine bakarak anlayabilirdi.

Asla unutamayacağımız şeyler arasında ; tekne turlarımız,köy gezilerimiz( ki çocuklarımız için bambaşka bir keşif olmuştu ) tiyatro turnelerimiz,toplu gezilerimiz ( hele ki o yolculuklardaki bana şarkı söyletmek için takılmaları,özellikle de GÜZ GÜLLERİ'ni söyletmedeki ısrarlarınız ve saymakla bitiremeyeceğim birçok anımız vardır. Bu anılara her geçen gün daha güzellerinin ekleneceğini umuyorum.

Özellikle belirtmek istediğim bir başka husus ise,kızım Sena'nın bir rahatsızlığıyla ilgili; hocamızın oldukça duyarlı olması beni son derece duygulandırmıştı. Eşiyle birlikte kızımı doktora ( ki doktorumuz sehir dışındaydı) götürmelerinin bende uyandırdığı etkiyi tarif etmem imkansızdır. Bu olayın da etkisiyle eşiyle hocamızın bende apayrı yeri vardır.

Hepimizin söylediği tek bir cümle var ağzımızda : " BİZ BİR AİLEYİZ !" . buradaki aile sıcaklığı,sevgi ortamı o kadar büyük ki; bu sevgi sayesinde çocuklarımız dışarıya yönelmiyor,aradığı her şeyi kendi içlerinde buluyorlar. Eğer aksi olsaydı çocuklarımız ( Allah korusun..) kötü alışkanlıklar edinebilirdi.

Buradaki ortam o kadar sahiplenici ki anne baba ilgilendiği halde , gözlerinden kaçan olumsuzlukları hocamız fark eder ve gerekli uyarıları yapar. Hatta öyle zamanlar olmuştur ki ; çocuklarımızda gözlemlediği olumsuzlukları bize bile yansıtmadan,birebir ilgi ile düzeltmeye çalışıyordu. Hocamız kimi zaman çocuklarımızın bir yanlışını gördüğünde tatlı sert kızar, kimi zaman da bir baba sıcaklığında onları sarıp sarmalardı.

Kızım Sena'ya tiyatronun kattığı en büyük özellik her konuda kendisine hocamızı örnek aldığı ve insanlara karsı daha temkinli,daha duyarlı,daha şefkatli kısacası gerçek bir insan olarak yetişmesidir. Umarım benim kızım da ileride birçok insana faydalı olabilecek bir karaktere sahip olur. Bu güzellikleri çocuklarımıza ve bizlere(perşembe annelerine ) yaşattığınız için size sonsuz teşekkürler HOCAM !

Ceyda Uçal - (Öğrenci Velisi)
Merhaba ben Ceyda bu satırları sizlerle genç tiyatro atölyesinin çok yeni bir öğrencisi,çocuk tiyatro atölyesine uzun yıllarca iki çocuğu devam eden bir anne olarak duygularımı paylaşıyorum.çok küçük yaşta anne oldum,çocuklarımı tek başına yetiştirmek durumunda kaldım,Yeda, Cihaner ve ben birlikte büyüdük, çalışan bir anne olarak endişelerim oldu arkadaş seçimleri,okul durumları iyi yetiştirebilecek miyim ve daha bir çok şey yani hayata karşı endişeli olmak durumunda kaldım annelik iç güdüsüyle,ve yetemezdim her şeye haliyle eksiklerim olacaktı.ben tiyatroyu çok seven biri oldum hep yastığıma kafamı koyduğumda ne oyunlar oynadım bir bilseniz kaç kere seyircileri selamladım hayali,kızım vakıfa gitmek istediğini söylediğinde çok mutlu olmuştum yapamadıklarımı o yapacak diye zorlamadan baskı yapmadan bir hayalimi seçmişti, Kardeşini de sokakta oynamasın diye peşine takıp gönderdim, Derseniz ki ne umdun gönderirken diye açıkçası boş vakitlerini değerlendirecekleri iyi bir sosyallik diye düşündüm.

Ne kadar çok yıl geçti aradan ne kadar çok anı var paylaşılan yaşanılan ve ne kadar güzellikler var hayatımıza katılan duvarlarıma resim olan , Çocuklarım oyalansın diye gönderdiğim o küçücük salonda arkadaş olmayı,saygı duymayı,oyun oynamayı,sorumluluk sahibi olmayı,sahneye çıkmayı özgüven sahibi olmayı ,okumanın ,öğrenmenin sınırsızlığını,araştırmacı olmayı, bir şeye sahip olabilmek için emek vermek gerektiğini.tekne gezileri,plaj sefaları,piknikler sömestr gezileri, Kültür gezileri ,sanat ve tarihi geziler ve sonrasındaki çocukların yüzlerindeki ifadeler yaşadıkları mutluluklar kimsenin bütçesini zora sokmadan kesemize göre geziler çocuklar bunları benimle paylaşsaydı ben kaçına götürebilirdim?bu kadar mutlu dönerler miydi? Sahneye koydukları oyunlar ve sonrası hayatlarında tiyatro görmemiş köy çocuklarına oyun sergilemenin hazzı ve gördükleri sevgi? Seyirci yok diye kuliste gözünden yaş akan ufaklıklar ve olmasın biz varız diye kenetlenen 10 kişide olsa oyun sergileyen ve sonunda çılgınca eğlenen gene o ufaklıklar şimdi Yeda 22 Cihaner 20 yaşında. Yeda içine kapanık bir çocuktu, sessiz özgüvensiz, Cihaner de sokakta top peşinde koşan haşarı bir çocuk çok yaramazdı çokk.zorluklar atlattık sorunsuz bir ergenlik geçirdik Sinan hocam sayesinde.

Bvsm'de abla abi olarak öğrendiklerini paylaşmaya çalışıyorlar şimdilerde yeri gelir cam sileriz yeri gelir yer sileriz yeri gelir anneler pişirir getirir yemekler yeriz(perşembe anneleri)gezeriz,öğreniriz,ağlarız,güleriz,hayatı yaşıyoruz Bvsm'zi tiyatro bölümünde karşılıksız sevgiyle paylaşmayla. Hayatımın bana sunduğu en güzel armağanlardan biri R.Sinan Akbaşak'ı tanımak ( ve Akbaşak ailesi)sevgi ve saygı olmadan olmuyor bu kadar güzelliği yaşamamızı sağlayan çocukları çok seven evinin bahçesini bile çocuklara göre düzenleyen(basket potası,salıncak,teleferik vs)onları sevgiyle kucaklayan sabırla davranan babamdan çok sizi seviyorum dedirten hala öğrenip öğretmekten yılmayan mazeret sunmayan hep verici olan,tiyatroterapi gibi bir site sunan(içinde her bilgiyi barındıran)bu kadar başarı sevgi olurmuydu sayın hocam siz olmasanız?o kadar seviliyorsunuz ki yaşarken adına hatıra ormanı yapılan ağaçlar ekilen (R.Sinan Akbaşak hatıra ormanı hepimizin adına bir ağacımız var) bir kişisiniz.

Bvsm'de ve dışında çocuklarıma ,çocuklarımıza bizlere kattıklarınızdan,sunduğunuz karşılıksız sevgi,sabır ve emekten dolayı şükranlarımı sunuyorum ve her şey için çok teşekkür ediyorum sevgi ve saygılarımla...

Ceyda UÇAL Bugün toyat tiyatro atölyesinin çok değeli bir oyuncusudur. Artık sahneyi kızıyla paylaşmaktadır.

Bekir Yeşiltaş
İstanbul'un Anadolu yakasının, Beykoz ilçesindeki, Beykoz Vakfı Tiyatro bölüm başkanlığı bünyesinde bulunan Tiyatroterapi'nin, öğrencileri, oğulları, kızları, çocukları, bireyleri diyebilirim. Biz hayatta daima her konuda bilgi sahibi olmaya, bir olaya her yönüyle bakmaya, bu düşüncelerimizi her türlü olaya, etkinliğe uygulamaya, yaşadığı, olduğu yeri güzelleştiren, insanları seven, yaşamayı seven, umutlu, sevinç dolu, saygılı, hoşgörülü, ( daha söylenecek çok şey var tabi ) olmaya çalışan insanlarız.

Hayatımıza kattıklarımız o kadar çok ki... Dünyaya başka bir güzel bakmak, güzellikleri fark edebilmek, sevmek, bilgilenmek, saygı duymak, gelişmek, söz sahibi olmak, özgüven, cesaret, düşünen bir insan olmak, fark edebilmek, umut, gerçek, sorgulama, düşündüğünü söyleyebilme, her hangi bir olayın, etkinliğin parçası olma, kendimizi geliştirme, yeteneklerimizin farkına varma, araştırma, okuma, etrafımızdan haberdar olma, dinleyebilme, konuşabilme, yorum yapabilme, yanlış bir şey söylemekten ve sormaktan korkmamak, zorluklarla mücadele etmek, güven daha sayamadığım birçok şey. Burada tiyatronun geçmişini, ilkelerini, işlenişini, sahnelenmesini, konuşmasını, durmasını, doğaçlamasını, müziğin önemini, diksiyonu, duruşu, bakışı, bir karakter oluşturmasını ve birçok şey öğreniyoruz zamanla. Birbirimize seviyoruz. Birbirimize saygılı oluyoruz. Birbirimizi anlıyoruz, anlamaya çalışıyoruz en azından. Bir bütün oluyoruz. Bir aile oluyoruz. Birlikte çözüm bulmaya çalışıyoruz. Zorlukları birlikte aşıyoruz. Biz olduğumuz için mutluyuz. Alınabilecek en iyi eğitimi alıyoruz bence.

Soruların cevaplarını öğrenmiyor, cevapları biz buluyoruz. Konuşuyoruz, muhabbet ediyoruz, muhatap oluyoruz, sorguluyoruz, yargılıyoruz, düşünüyoruz, değerlendiriyoruz. Kendimizi tanıyor, beden dilimizi kullanmayı, kontrol etmeyi öğreniyoruz. Sahne arkasının nasıl olması gerektiğini, neler yapmamız gerektiğini öğreniyoruz. Bir tiyatro atölyesinden çok evimiz olarak görüyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar çok şeyi nasıl öğreniyorsunuz? Atıyorsun! abartıyorsun! yok canım daha neler, diyenler gözümün önünde şimdi. Bilmiyorlar ki böyle bir şey var, biz inandığımız için buradayız ve bunları yaşıyoruz, görüyoruz, biliyoruz, öğreniyoruz. Tabi bunlara inanmayan, yaşamayan anlamaz, anlayamaz. Bizdeki değişikliği ailemiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, çevremiz farkına vardıkça, git gide oluşan ve gelişen bakış açımızla kendimizi ifade etmemiz, bilgilenmemiz, araştırmamız, sorgulamamız, yorum yapmamız, o anın parçası olmamız onları çok şaşırtıyor ve istem dışı onlarda bizim bildiklerimizi öğrenme çabasına giriyorlar, farkına varmadan ya da farkına vararak. Sonra bilinçli toplum meydan geliyor yavaş yavaş. Birbirlerini dinliyorlar, konuşuyorlar söz kesmeden, biliyorlar araştırarak, seviyorlar karşılıksız, büyüklerini sayıp, küçüklerini seviyorlar, umut ediyorlar, hayal kuruyorlar, düşünüyorlar, soruyorlar çekinmeden, cevaplıyorlar bıkmadan. Aslında ne çok faydamız var etrafa, fark edebiliyor musunuz? Biz biliyoruz. Kendimiz ve gelecek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Hani anlatılamaz şeyler vardır, kelimelerle anlatamazsınız, ancak yaşarsınız onları, işte burası öyle bir yer. Hayatın her anından zevk almaya başlarsın, sevinirsin, ağlarsın, üzülürsün kısacası yaşarsın. Dediğim gibi biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bir yerlerde bizim gibi düşünen ve bizimle beraber burada olmak isteyen bir sürü arkadaşımız var biliyorum. Bizim bir şansımız oldu. Buraya gelebilmek ve gelmeye teşvik edilmek. Bu yazıyı velilerde okursa, kendileri ve çocukları için neler yapıyorlar, gelecek için neler yapıyorlar, hiç düşünüyorlar mı? Asıl önemli olan, biz burada gelecek, insanlar, çevre, doğa, dünya, hayvanlar, bitkiler için, her şeyi yapmaya çalışırken, peki siz orada ne yapıyorsunuz?

Bekir YEŞİLTAŞ bugün Toyat'ın iyi bir oyuncusu ve tiyatroterapi Sahne amiridir. Geçtiğimiz sezon yazdığı bir skeç sahnelendi...